ZAMAN, CESARETLE YÜRÜYÜP ZAFER KAZANMA ZAMANI MI?

17 Ağustos 2015
Tweetle

 

Seveni de sevmeyeni de en azından şu konuda hemfikirler: Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ı 'büyük bir lider' yapan ve belki de en önemli özelliği cesur ve kararlı olması. 

Sayın Erdoğan korkusuzluğunu daha İstanbul Belediye Başkan adayı olduğu yıllardan biliyoruz. Bir mitingten önce arayan gizemli bir ses 'Oraya gitmeyin, yoksa kötü olur!' diyerek tehditler savuruyor. Erdoğan tehdidi duyduğunda bir an bile tereddüt etmiyor. Ekipteki arkadaşlarına 'Durmak yok, yola devam' diyor. Bu sözüyle o an korksalar da bunu belli etmemeye çalışan arkadaşlarına büyük bir cesaret aşılıyor. İlerleyen yıllarda da cesaret kendisi için bir siyasi ilkeye dönüşüyor.
 

Erdoğan siyasi kariyeri boyunca bu cesaretin bildiğimiz, bilmediğimiz sayısız örneğini sergiliyor. Nitekim karşılığını da görüyor. Bir numarası haline geldiği devleti yaptığı hizmetlerle hayal bile dahi edilemeyecek bir seviyeye getiriyor. 
 

Belli ki Sayın Cumhurbaşkanı bugün bir kez daha cesaretle yürünmesi gereken bir dönemden geçildiğine inanıyor. Rize'de geçen hafta yaptığı konuşmada Belediye Başkanı adayı olduğu günlerdeki cesaretini hatırlatan bir çıkışla 'Korkaklar için zafer yoktur' demesi bu hissiyatı yansıtıyor. 
Cesaret ve zafer denince nedense benim aklıma da Victor Hugo ve Kemal Tahir arasındaki ikilemli ruh hali geliyor. Hugo bu tartışmada, Erdoğan gidi cesareti-cürret etmeyi ilerlememin birincil şartı sayıyor. Sefiller'de asla değişmeyeceğine inandığı bu hakikati Fransız devrimine dair şu misalle anlatıyor: 'Bütün yüce zaferler az ya da çok cesaretin mükafatıdırlar. Devrim'in olması için Montesqieu'nun onu sezmesi, Diderot'nun öğretmesi, Beumarchais'nin haber vermesi, Condorcet'nin hesaplaması, Arouet'nin hazırlanması, Rousseau'nun önceden düşünmesi yetmiyor. Danton'un da çıkıp buna cesaret etmesi gerekiyor...' 

 

Evet, gerçekten de zafer birilerinin şartların olgunlaştığını sezmesi ve nasıl yapılacağını bilse bile günün sonunda korkunun galip gelmesi halinde elde edilemiyor. İmkan ve kapasite müsait olsa da zafer ancak bunları kullanmaya 'cürret edecek' yani olağanüstü hareket edebilecek cesur bir liderin çıkmasıyla geliyor. Aksi takdirde tarih olduğu yerde saymaya devam ediyor.
 

Kemal Tahir ise Victor Hugo'nun aksine cesaretle, yani olağanüstü davranmanın zaferin garantisi olamayacağını söylüyor. Tahir, Kurt Kanunu'nda 'Gerçek kahraman olağanüstüne çıkan değil olağanda kalabilme gücünü koruyandır' diyor. 
 

Aslında birbirine tezat görünmekle birlikte iki büyük yazarın da bir noktada hemfikir oldukları görülüyor. Zafer için koşulların hazır olması gerekiyor. Ancak böyle bir hal ve şerait dahilinde sergilenen cesaret, lideri zaferle taçlandırıp kahraman yapıyor. Böylece toplum ve devlet de bir üst aşamaya terfi edebiliyor. Aksi takdirde cesaretin peşine takılan herkesi bekleyen şey zafer değil hüsran oluyor. 
 

Kanımca Türkiye'nin de olağanüstüne çıkmadan önce bugün hem bölgesinde hem de kendi içinde cereyan eden hayati hadiseleri milli kapasitesine bakarak büyük bir dikkatle hesap etmeli. 
 

Yanlış da anlaşılmasın tabii... Cesareti bir kenara bırakalım demiyorum. Aksine kapasite ve koşullar müsaitse ben de 'Oh ne ala!' demeye hazırım. 
Ama ya değilse?.. 

 

Evet işte o zaman da; cayır cayır yanan Suriye'ye ve Irak'a özenmeyelim. Gelin bunu yapacağımıza hep birlikte Kemal Tahir'e kulak verelim. Cesaretin gözümüzü kararttığı anlarda bile zafere ve kahramanlığa giden yolun bazen 'olağanda kalmaktan geçtiği gerçeğini de 'amman ha!' görmezden gelmeyelim diyorum.

ÖZCAN TİKİT yazdı...