PYD İÇİN TEK ÇIKIŞ YOLU

29 Eylül 2016
Tweetle
İKİ yıl önce IŞİD, Irak Kürdistan Bölgesi Yönetimi'ne (IKBY) saldırdığında yedi düvel iki günde seferber oluvermişti. 7-8 yıl öncesine kadar Erbil'i bir ulusal tehdit merkezi olarak gören Türkiye ve İran, IŞİD'in Iraklı Kürtlere yönelik saldırısından en fazla rahatsız olan ülkelerin başında gelmişlerdi. Hatta bu durum tatlı bir rekabet durumunun bile yaşanmasına yol açmış, Türkiye ve İran hangimiz daha önce Kürtlere silah yetiştireceğiz diye aralarında bir yarışa da girmişlerdi. Ve ne yazık ki, artık FETÖ'den mi yoksa bürokratik takozisasyon sorunumuzdan mı kaynaklandığı meçhul bir rötar nedeniyle İran, Türkiye'ye bir hafta fark atmıştı yardım etme konusunda. 
 
Peki IKBY'ye yönelik tehdide karşı Tahran ve Ankara'yı aynı anda ve noktada buluşturan şey neydi sizce? <b>Ben fikrimi söyleyeyim; pek çok değişkeni olan bu denkleme esas hayat veren husus, Erbil'in bölgenin iki büyük ülkesinin kadim çıkarlarını kendi istikrarında buluşturabilmiş olmasıydı. 
 
Erbil yönetimi yıllar içinde etrafındaki her iki devlete de kendisini "ortak bir güvenlik ve çıkar sahası" olarak kabul ettirmişti. Bu başarının temelindeyse Erbil'in iki ülkenin istikrarına zarar verecek adımlardan uzak durmuş olması yatıyordu. 
Barzani yönetimi, hem Türkiye'ye hem de İran'a ulusal güvenliklerine zarar verecek hamlelerde bulunmayacağına ve Kürt meselini çözmek isterlerse de yapıcı bir rol oynayacağı konusunda "olmazsa olmaz" garantiler vermişti. Dostane ilişkiler bu garanti üzerine kurulmuştu. Nitekim bu temel üzerine kurulan ilişki, Barzani'nin çözüm sürecinde arabulucu olması gibi bir sonuç da doğurmuştu. 
Bugün geldiğimiz noktada, yıllardır Irak'ın geneline hâkim olan atmosferin artık Suriye'yi de etkisi altına aldığını görüyoruz. Baas rejiminin, 2011'deki isyandan önceki 10 yıl içinde önce ekonomik, siyasal ve sosyal yönleriyle sömürdüğü bölgeler artık dikiş tutmuyor. Bu bölgelerin çoğu geçmişteki hataların bir ürünü olarak bugün artık eskiden olduğu gibi tümüyle Şam'a bağlı halde yaşayamayacak bir noktaya gelmiş bulunuyor. Sayısız boyutu bulunan bu iç savaşın daha ne kadar devam edeceğini kimse de bilmiyor.
Lakin artık herkesin üzerinde hemfikir olduğu bazı şeyler var. Irak gibi Suriye de artık desantralizasyon sürecine girmiş bulunuyor. Halihazırda bu desantralizasyon sürecini de 4 aktör; yani Esad, PYD/PKK/, IŞİD-El Nusra ve ÖSO merkezleri temsil ediyor.
Bu aktörlerden Türkiye'yi en fazla ilgilendirenin de PKK/PYD olduğuna şüphe yok. Zira PKK/PYD cephesi, güney sınır hattımızın önemli bir bölümünü elinde bulunduruyor. Daha vahimi, Türkiye içindeki terör eylemleri de devam ediyor. Tabii yalnız değiliz. Çünkü bu bölge İran için de büyük risk. Halihazırda aralarında bir ateşkes süreci olsa bile PKK'nın PJAK koluyla İran'ı tehdide devam ettiği herkesin malumu. PKK/PYD, Türkiye ve İran'ın yanı sıra Erbil'in gözünde de bir tehdit unsuru. Barzani yönetimi geçmişteki sınır bilmez sinsi hamleleri, tek tipçi ve Pankürdist yaklaşımları nedeniyle PKK'yı güvenilmez bir aktör olarak gördüğünü artık gizlemiyor. 
Görüldüğü üzere Suriye ağır çekimle Şam merkezli bir gevşek federasyon sistemine evrilirken, mevcut manzara PKK/PYD için hiç de iç açıcı bir manzara vaat etmiyor. Etrafındaki en önemli 3 aktöre; Ankara, Erbil ve Tahran'a karşı tehditkâr pozisyonunu devam ettirdiği müddetçe Suriye'nin kuzeyinin meşru bir yapı olarak tanınması veya kalması gibi ihtimal bulunmuyor. PYD Suriye'nin kuzeyinde yaşamak istiyorsa PKK'nın hem Türkiye'deki tüm terör faaliyetlerine son vermesi, hem de Tahran ve Erbil'e artık bir ulusal tehdit unsuru olmayacağına dair dönüşü olmayan garantiler sunması gerekiyor. 
Netice-i kelam; Erbil'in yıllar içinde bir tehdit odağı olmaktan çıkıp "bölge devletlerinin ortak çıkar ve güvenlik alanına" dönüşme serüveni PKK/PYD için de tek çıkış yolu olma özelliğini taşıyor. Görebilirse tabii...