Çözüm Süreci neden çöktü?

30 Temmuz 2015
Tweetle

Çözüm sürecinin durduğunu ilk açıklayan kişi Aysel Tuğluk olmuştu. Radikal’deki yazısında “seküler güçleri” neredeyse ölümünü duyurduğu“sürecin” yeni partnerleri ilan eden Tuğluk’a o günlerde inanmak istememiştik. Epey tepki çeken yazısından sonra Cumhuriyet Gazetesi’nden Türey Köse’ye de ilginç açıklamalarda bulunmuştu. “AKP ile artık demokratik ve barışçıl süreç yürütülemez” diyen Tuğluk, bunun gerekçesi olarak da AK Parti ile yaşadıkları“zihniyet farklılaşmasını” göstermişti.

Tuğluk, “Siyasal İslam denilen anlayış karşısında kültürel İslam anlayışının giderek hem yaşam tarzı hem de temsil açısından değer kazanacağını düşünüyorum. AKP’nin dahil olduğu siyasal İslam yavaş yavaş parçalanacak. Siyasal-kültürel İslam ayrımı Ortadoğu siyasetinin şu an en merkezi teması durumunda. Seçime kadar süreç bitmez ama yürümez de. Eğer Kobani eylemlerindeki gibi halka dönük saldırılar olursa süreç tümden ortadan kalkar” demişti.

Aradan geçen 9 ayda yaşananlar Tuğluk’u haklı çıkardı. Çözüm süreci, Ortadoğu’yu daha yönetilebilir bir forma sokmak ve siyasal İslam’ı parçalamak amacıyla dizayn edildiği aşikâr olan IŞİD’in Kobani eksenli eylemleri üzerinden çökertildi. Kobani’ye attıkları tek bir taşla hepimizi birlikte vurdular.

Bir sene öncesine kadar AK Parti’den büyük umutla söz eden, yüzünü Türkiye’ye dönmüş Kürtleri, IŞİD’i kullanarak yanlarına çektiler. Tuğluk’un işaret ettiği sözde “seküler güçler” meşrulaştırma vaadiyle PKK’ya, çözüm sürecinin sonunu getirecek bir özgüven aşıladılar. İslami hassasiyeti yüksek Kürtleri ve bugüne dek Türkiye’yle kader birliği etmiş köklü Kürt aşiretlerini bile “AKP IŞİD’e kol kanat gerip Kürtlerin üzerine salıyor” algısı üzerinden AK Partili mütedeyyin Türklere küstürdüler.

Doğrusu AK Parti de bu algıyı kıracak taktikler geliştirmedi. Seçim meydanlarında HDP’yi güçten düşüreceği düşüncesiyle haykırılan bazı söylemler ve kol kola görüntüsü verilen bazı antipatik aktörler, Kürtlerin bilinçaltlarındaki köklü korkuları canlandırdı. Neticede de AK Parti’nin IŞİD’i ve bazı yerel sempatizanlarını desteklediğine dair algı ne yazık ki güçlendi.

Oysa bu, üst aklın Ortadoğu’da sahneye koyduğu oyunun bir parçasıydı. Oyun az dikkatle çok önceden okunabilirdi. Bu fark edilip bekleyen acil adımlar ucuz siyasi hesaplara kurban edilmese Ortadoğu için kurulan bu tezgâh, Misak-ı Milli’den içeri giremezdi. Ortadoğu ile haşir neşir olmuş AK Parti’den tezgâhı da fark etmesi beklenirdi. Zira Kobani ve IŞİD üzerinden sergilenen oyun, “derin amacı” açısından Mısır’da, Gezi’de ve 17/25 Aralık’ta yaşananlardan farklı değildi.

2013’te Mısır’daki darbeyi gerçekleştiren Sisi, Müslüman Kardeşler iktidarının“Alnı secdeye değiyor” saflığıyla ordunun iplerini teslim ettiği bir generaldi. Darbe gerçekleştiğinde Sisi’nin arkasında duranlar ise El Ezher Şeyhi, Selefi liderler, sekülerler ve liberallerdi. Mısır toplumu, özellikle de Müslüman kimliği ön planda olanlar, Mısır tarihi boyunca hiçbir zaman bu darbede olduğu kadar keskin çizgilerle bölünmemişlerdi.

Türkiye’deki Gezi eylemleri ve 17/25 Aralık’ta yaşananlar da Mısır’dakinden farksızdı. Gezi, Batı tarafından desteklenen şey, sekülerler, liberaller ve Alevilerin siyasal İslam’a karşı bilenmeleriydi. Benzeri bir toplumsal yarılma17/25 Aralık’ta da yaşandı. Türk siyasal İslam’ını temsil eden en mühim aktörler, bu soruşturmalarla sonu gelmeyecek bir kan davasının içine sokuldular.

Bölgede son birkaç yılda pek çok farklı örnekleri de sergilenen bu büyük oyunun son perdesini Kobani’de izledik. Türkiye’deki mütedeyyin millet kimliği, tarih boyunca ilk kez Türk-Kürt eksenli bir bölünmenin içine itildi. Ve ne yazık ki tüm bunlar olurken bizler de çözüm geliştirmek yerine, devletçi hamasi söylemler ve ucuz siyasi çıkar hesaplarıyla birbirimizi yemeye devam ettik.