AYNI OYUNA İKİNCİ KEZ GELİNMEZ

10 Aralık 2015
Tweetle

Özcan TİKİT yazdı

TÜRKİYE'nin Rus jetini vurduğu 24 Kasım'dan beri Batı'nın takındığı dostane tavır sizi de düşündürmüyor mu? Oysa Suriye meselesinde Batı ile Türkiye'nin çıkarlarının kesişmediğini artık herkes biliyor.

Kaldı ki Batı'nın Suriye krizinde Türkiye'nin başına ördüğü çorabı da unutmuş olamayız herhalde? Daha evvel defalarca yazdım, bu taze maziyi detaylarıyla hatırlatmaya çalıştım. İç savaşın başladığı 2011'de Türkiye'nin, krizin siyasi çözümünü canı gönülden savunan tek ülke olduğu unutulmasın.

Bu tutum 2011 Mart'ından Ağustos ayına kadar devam etti. Hem de Batı'nın Esad'ı gayri meşru ilan etmiş olmasına ve Türkiye'ye rejimi birkaç ayda postalama vaadinde bulunmasına rağmen. Güya bu vaade uyup diplomatik çözümden vazgeçilmesinin karşılığında Suriye'de halkın istediği değişime sonsuz destek verilecekti.

Suriye Lideri Beşar Esad, 2011 Haziran'ında verdiği bir röportajda, siyasi reformlar için "dost gördüğü" Türkiye ile işbirliği yapmak istediğini dile getirmişti. Esad'a göre bu işbirliğini engelleyen yegâne unsur vardı. Ve bu unsur da Ankara'nın arkasında duranlardı. Ankara'ya güvense bile olası işbirliği yapmak istemiyordu. Çünkü Esad, Ankara'yla işbirliği yapmayı kabul etse bile Batı'nın telkinlerle veya ayak oyunlarıyla Türkiye'yi yanlış bir yola mecbur edeceğinden ve ilişkileri heba edeceğinden emindi.

Ne yazık ki sonra yaşananlar Esad'ı haklı çıkardı. Batı, diplomatik çözüm çabalarından vazgeçip Esad'ı gayri meşru ilan etmesine rağmen Türkiye'ye ihanet etti. Ankara "Esad'sız çözüm" fikri sanki en başından beri kendisininmiş gibi bu arayışında büyük bir yalnızlığa terk edildi.

Türkiye göçün ve savaşın yükü altında ezilirken, Batı Suriye'yi bir sinema filmi misali büyük bir keyifle izledi. ABD Başkanı Barack Obama, kırmızı çizgileri defalarca aşılmasına rağmen Suriye'deki rejime müdahale etmedi. Sonunda soruna neden müdahale edilmediği sorusuna da Kongo'daki çatışmaları örnek göstererek cevap verdi. "Kongo'da da Suriye'deki gibi on binlerce insan öldü. ABD her kanlı sorunu çözemez" dedi, diyebildi.

Bu da yetmezmiş gibi doğrudan Batılı liderlerin telkinleri ve demeçleriyle Türkiye, Ortadoğu'yu felakete sürükleyen bir strateji izlemekle suçlandı. Amerikan ve İngiliz basını günlerce yalan yanlış belgelerle Türkiye'yi DAEŞ'e destek vermekle suçladı.

Anlayacağınız, dost bildiğimiz Batı'nın Suriye meselesinde Türkiye'ye sunduğu destek, Esad ile köprüleri attığımız ana kadar devam etti. Türkiye, Esad'ı karşısında aldıktan sonra Suriye muhalefetinin devrimi mümkün kılacak oranda bir desteklenmesi de bizzat Batı tarafından engellendi. Böylece Esad rejimi, dost bildiği Türkiye'nin başına bela edildi.

Lafı daha fazla uzatmanın manası yok. Kitabın ortasından konuşalım. Korkarım ki dost bildiğimiz Batı, Suriye üzerinden başımıza bir çorap daha örmeye çalışıyor. Suriye meselesinde Türkiye'ye oynanan oyunun aynısı şimdi de Rusya ve İran üzerinden sergileniyor.

Nükleer anlaşmayla İran'ı dünya pazarına kırmızı halılarla davet edenler, Rusya'ya Akdeniz'de hâkimiyet sahası açarak yeni bir yapay soğuk savaş armağan edenler, şimdi Türkiye'yi bu aktörlerle köprüleri atmaya teşvik ediyor. Köprüler tümüyle atıldığı anda yine yalnız kalacağız. Suriye'de olduğu gibi Rusya ve İran'la yaşanan sorunlar da Türkiye'ye fatura edilecek.

Türkiye'nin geç olmadan bu tehlikeli ihtimalin farkına varıp oyunu bozacak hamlelere kafa yorması gerekiyor. Belirlenen dışa yönelik adımların büyük bir sabırla atılması ve milli birliği sağlama alacak demokratik açılımlarla bilindik ezberlerin bozulması da elzem görünüyor.