ABD'NİN AHVAL-İ UMUMİYESİ

26 Ağustos 2017
Tweetle
ULUSLARARASI ilişkilerde buna "tavuk oyunu" diyorlar. Aynı süratle giden iki otomobil düşünün. Sürücülerden hangisi endişeye kapılır da direksiyonu kırarsa oyunu kaybedecek.
ABD bugün nice cephede bu oyunu oynuyor. Bunların başında da Türkiye geliyor. PKK kendisini lağvetme kararı almamışken YPG'ye verilen destek bu anlama geliyor. Bu destek ABD'nin bölgede Rusya'ya karşı mevzi kazanma taktiği gibi pazarlansa da gerçekte Ankara hedef alınıyor. Türkiye de bu örgütü hedef alabileceğini epeydir büyük kararlılıkla dillendiriyor. Lakin ABD de aldığı karardan dönecek gibi durmuyor. Manzara gayet net: Ya biri çark edecek ya da ittifak paçavraya dönecek.
Tabii dünya şu sıralar daha ziyade Kuzey Kore'de oynanan oyunu izliyor. Malumunuz Trump, ABD'yi tehdit etmesi halinde K. Kore'yi "ateş ve öfkeyle yakmakla" tehdit etti. Diplomasi dilinde bu tip sert sözler âcizlik işareti sayılır. Zayıf olan karşısındakiyle arasındaki güç açığını sert mesajlarla örtmeye çalışır. Fakat güçlü olan da sertlik yarışına girerse işte o vakit söylem sonuç olmaktan çıkar gerilimin makinistine dönüşüverir.
Kuzey Kore krizde tam da kendisinden beklendiği gibi hareket etti. Trump'ın tehdidinden birkaç saat sonra ABD'nin Guam Adası'nı ağustos ortasında vurmayı planladığını açıkladı. Trump bu tehdidin üzerine "ordumuz hazır, şarjör dolu" türünden açıklamalarla vaziyeti kurtarmaya çalıştı, ama bir taraftan da "Çin'in krizi yatıştırabileceğine inanıyorum" demek zorunda kaldı. Direksiyonu kırdığı için korkak tavuk durumuna düşmekle kalmadı esas rakibi Çin'in "bölgedeki ağırlığını" da tanımak zorunda kaldı. Çin de beklendiği şekilde devreye girdi girmesine ama öncesinde resmi gazetesinde manidar bir yazı yayınlamak suretiyle. Bu makalede "ABD saldıran taraf olursa karşısında Çin'i bulmalı" denildi. Öneri gibi görünse de yazı makul ölçüde bir zafer ilanıydı esasında. Çin Lideri Şinping tüm bunların ardından, Trump'ı aradı, "Sert sözlerden kaçın, ortamı germe" diyerek -işi bana bırak- mesajı verdi. Kriz bitmedi henüz ama artık kimse Çin'in tavrı ortadayken Kore'nin saldıran taraf olmasını beklemiyor. ABD'nin de böyle bir çılgınlığa girişmesine ihtimal verilmiyor. Çin, krizi diplomasi sahasına çekecek. Zaten aklı başında kimsenin kafasında da başka bir çözüm yolu bulunmuyor.
ABD Başkanı Trump, yenilen pehlivan misali K. Kore krizi durulmadan bu kez de Venezüella'ya sardı. Venezüella Lideri Maduro, ülkesindeki siyasi kaos nedeniyle kendisini habire eleştiren Trump'a "Ülkemle bu kadar ilgilysen gel görüşelim" diye seslendi. Trump, "Venezüella'ya demokrasi gelince konuşuruz, askeri müdahale seçeneği de masamda" diyerek olabilecek en sert yanıtı verdi. Maduro da Trump'ı ordusuna havale etti. Savunma Bakanlığı Trump'ın sözlerine "Aptalca bir açıklama" sözleriyle yanıt verdi.

YİĞİT DÜŞTÜĞÜ YERDEN KALKIYOR

Ancak ABD kamuoyunun Maduro'nun Trump'ı madara eden tavrını duyabildiğinden emin değilim. Çünkü bu açıklama ABD'ye ulaştığı anda Virginia'da ırkçı beyazlar ve ırkçılık karşıtları arasında büyük bir sokak çatışması başlamış, OHAL ilan edilmişti. Olaylarda 1 kişi öldü çok sayıda kişi de yaralandı. Venezüella'yı ve K. Kore'yi gölgede bırakan Virginia'daki kaos, ABD'nin dışarıdaki ahvalini içeride de tamamlaması bakımından manidardı.
ABD'de özellikle son iki yıldır siyah-beyaz, zengin-yoksul kutuplar arasındaki bilenme hali büyük bir hızla yükseliyor. Manzara-i umumiyesi, ABD'nin 11 Eylül 2001'de başlayan çöküşünün dahilde ve hariçte hızlandığına işaret ediyor.
Dünya, Doğu'nun ortaçağın başlarında devrin büyük teknoloji ve ticaret gücü Çin'den başlayan çöküş dönemini kapatıp yükselişe geçtiği döneme girmiş bulunuyor. Tam da şairin öngördüğü gibi oluyor: "Yiğit düştüğü yerden kalkıyor." Batı'nın hâkim düzeni yer yer meydan okusa da sonuçta çekilmek zorunda kalıyor.
Batı'da sınıflar arasında yükselen tahammülsüzlüğü de ABD'nin şiddete başvurma iştiyakında yaşanan artışı da büyük güç kaymasının kaçınılmaz kıldığı buhranlar olarak okumak gerekir.